ah, küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini, delisin
ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin
ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var, deliyim
ah, düşlerim kaldı, yalnızım düşlerim kaldı, deliyim
kime sorsam dönüşüm yok
nereye gitsem mavi
yelkenimde deli rüzgâr
her yanım tuz, deliyim
ah, yaralı kalbin, yanıp gidecek yaralı kalbin, delisin
ah, küçücük gemi, dönmezsin bir daha geri, delisin
ah, deniz olayım, tuzumu rüzgârda savurayım, deliyim
ah, ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolayım, deliyim
kime sorsam dönüşüm yok
her gemi biraz deniz
her yanım mavi, her yanım yel
her yanım tuz, deliyim
bazen insan bir ayakkabı çivisi gibi batar kendine, şarabıyla batar,mutsuzluğuyla batar, neşesi hüznüne batar,konuşması susmasına batar.
yanlış kapıların ardındasındır bazen. kapıların ardındalık yeterince dramatik değilmiş gibi sanki.
(hafif abi’nin notu)
(Source: ihaventgotatumblrtowear)
(Source: dooming, via cinematografo)
Karzan Kader’in bu masumiyet doruğu filmini 15.Eskişehir Film Festivali kapsamında bugün izleyebildim.Zana ve Dana adındaki Irak’ta yaşayan iki erkek kardeşin Süpermen’i bulabilmek adına Amerika yoluna düşüşlerini ve birbirlerinden başka kimselerinin olmadığını anlatan ve bunu yaparken çoğu zaman sizi gülümsetip hatta kahkahalara boğuyorken yer yerde gözyaşlarınızı ince ince yanağınızdan aşağıya sürükleyen bu sevgi dolu filmi mutlaka izlemelisiniz.
Marc Chagall - The Promenade
Birthday Bulls!
Satranç Dersleri VI
bu hüznün
mesnevisi yazılmadı
gürbüz tarhlar öldü
o ceylanda
bir kaç minyatür
mütekeddir
-de bana bu esrime
bu koygun minyatür yalnızlığından
başka nedir-oysa
kocamandır aşk
usanç
hep eksiler alanında
olup biten bir şeydir
parçala bu trajik geçidi
o taşı sür ey insan
taşı taş-çünkü saat
sınanan bir süreçtir ve atlar
yanıldıklarında
kaygan
o karangu duvarına çarpıp kuşkunun
düşer ölü atlar
çünkü satrançta
çünkü orada ve burada
her zaman
öğretidir zaman
aşkın da
katları vardır-kadim
kabarık bir öyküdür alınyazısı
ey aşk
elbet başındasındır bela kitabının
ne çok dilin var
gece ki anlamadı
şu anda
o
ibrahim ve ishak
yargıç yok taşı kim atacak
leyla bilmez mi gerekli olduğunu
diye döğünüp duran
gece ki ey gece
o külli aynalar
seni ararlar
ıssız bir hat fotoğrafın
dan sana çıktım
oynanan
göstermelik bir sonoyunuydu
aldandın
ağır taşlar verdik
…ve ay seni bulduğunda
yani ki kanıtladığında kendini
ben
müthiş bir başlık atacağım
şiirime
sevgili gecem diye
İlhami Çiçek
Hiçbir Yere Varmayan Masal
Küçük bir çocukken düşünürdüm ‘koca dünya benim için var olmuş’ diye.Yılların bana öğrettiği ve insanların ‘büyüme’ olarak adlandırdığı tek şey bu düşüncemin koca bir aldanıştan ibaret olduğuydu.
Dünya benim olmaktan çıkmıştı, kayıplarımın büyük mezarlığına dönüşüvermişti.Ben bunların hiçbirine daha anlam veremeden yitirmiştim kahramanlığımı, kaybettiklerimin gölgesinde.
Bitmişti rüya, gerçeğe dönüş başlıyordu.
İstiyordum, olmuyordu.İstiyordum, alamıyordum.İstiyordum, olamıyordum.
Hiçbir şey.
Hiçbir kimseyi.
Hiç kimse.
Daha sonrasında vazgeçtim arzulayan yanımdan.
Erkan Oğur-İki keklik
Katlanılamayacak kadar zor,altından kalkamayacak kadar zor.Sevdiğimin ölümü sevdiklerimin ölümüyle eşdeğer gibi.Gideni düşünmeden edemiyorum.Kalanın hali beni kahrediyor.Birlikte geçirilen zor bir ömrün ardından düzlükteki terk ediş.Beraber taşınan bavullardan birine giriş.Çok acı.Allah’ım ne kadar büyük bir acı.Bahçesini yaptı,çadırını kurdular.Çadırını kurdular ölüsünün ardından ağıtlar yakmak için.Bir ömrü biçtiler bahçesinden.Pencereden izledi belki, ağladı kadıncağızım.Kabullenemeden gitti can yoldaşı.Durdurup soramıyor ki ‘nereye be adam?’ diye.Soramadığının hüznü hala sesinde.Güzelim gözleri küçülmüştür şimdi acıdan,yaştan.Uzanıp gözlerini öpemem.Öpemediğim yakar içimi.
Bununda acısıyla başlarım duaya ‘Allah’ım sevdiğim herkesten önce al canımı.’
